Binfikir – Kültürümüzü yemeklerimizle doğru tanıtalım.

31.01.2011

Hüseyin Özer

Meslektaşlarımın bu işi doğru yapması lazım, devletten birşey beklememeleri lazım. Vergisini verdigimiz yere devlet diyoruz. Asıl patron biziz, vergimizi verip sağ duyulu olmamız lazım. Asıl bunu ben restoran işletmecilerine söylüyorum. Onlar Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil ediyorlar. Dekorları, atmosferi, yemekleri ile. Bakınız Fransızlar, Hintliler, Çinliler, Japonlar yemekleri ile meşhur olmuşlar. Bunların hepsinde devlet desteği mi var?  Bizim bunları iyi düşünüp aklımızı başımıza almamız lazım. İnsanlar devlet yardımı ile bir yerlere geliyorlar. Bazı iş adamları devlet bakanlarından

yardım istediler gözümün önünde. Bütün dünyada satılan bir beyaz eşya markası, duruşundan Türk olduğu dahi anlaşılmaz. Ben devletten hiç yardım istemedim. Türkiye’de zengine yardım etmek meşhur olmuş, nasıl bir yardımsa bu. Biz onlar gibi olmayalım, kendimize çeki düzen verelim,

kendimize bakalım. Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil ediyoruz.

Yardım da istemeyelim, kendimize bakalım. Yurt dışında bu insanlar bizi temsil ediyorlar, elimizi uzatalım diyen devlet adamlari var mıdır? Brüksel’deki devlet temsilcileri bu yazıyı okurlar umarım.

Bir de madalyonun öbür yüzüne bakmamız gerekiyor şimdi. Bazı konularda devlet sahip çıkmalı, el atmalı. Gördüğümüz kadarıyla sadece zenginlere sahip çıkıyorlar. Türk kültürünü temsil etmiyorlar, işlerine yaramıyor. Türk kültürünü restaurant işletmecileri olarak iyi temsil etmemiz gerekiyor. Dışişleri Bakanlığı, devlet bakanları yurt dışındaki restoran işletmelerine sahip çıkmalı. Biz üniversitemizde öğrencilere hem öğretiyoruz hem de maaş veriyoruz. Çoğu kişi burada mesleği Sofra’dan öğrenmiştir, kebabçılar hariç.
Middlesex Üniversitesi ile bağlantılı olarak restoran işletmecisi yetiştireceğiz. Türk yemeği iyi temsil edilmelidir. Herkes tüccarlık pesinde. Devletin

adım atması gereken bir durum var. Tanıtma fonundan Dışişleri Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı desteği ile bu işin öretilmesi lazım. Bu Fransız otelcilik

okulları ile olmaz. Bolu’lu aşçılarımız Fransız yemeği yapıyoruz diye övünürler ama Fransızlar Türk yemeğini ögretmezler. Menülerimizde hem ucuz hem de pahalı yemeklerin bulunmasi lazım.  İnsanlar memleketlerini çok güzel temsil ediyorlar. Türk yemeğinin de gelişme zorunluluğu, dünyada kabul edilme zorunluluğu vardır. İngiltere’de bazı Fransız restoranları Londra’nın en iyi yerlerinde restoran açtıkkları halde tutturamıyorlar. İngiltere’de Türkler kebabçi olarak bilinir, Almanya’dabelki Brüksel’de de öyledir. Brüksel’de güzel bir elçiliğimiz var. Meslektaşlarımızın da, devletin de görevi var. Devlet deyince Turizm ve Dışişleri Bakanlığı’na sesleniyorum.Para dağıtılsın demiyorum. The Times gazetesindeki bir yazıda ‘koskoca imparatorluğun resoranı yok ki yemek yiyelim’ yazıyordu. Ben de onlara mektup yazıp ‘biz varız’ demiştim. Sonra yazarı, bizim restaurantımızda yemek yedi ve özür diledi. Biz yaptık, demek ki yapılabilir. Devletten de destek gelmelidir. Londra’daki lokantalara bakayım, öğreteyim; öğretirken yemek veririm, maaş veririm, lokanta açmaları icin yardımcı olurum. Bu bir söz olarak kayıtlara geçsin.

 

31/01/2011, Hüseyin Özer – Binfikir Gazetesi Aralık 2010 sayısında yayınlanmıştır.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s