Elif Evlada Mektup

Elif Evlat Merhaba,

Çok teşekkür ediyorum çok güzel noktalara parmak basmışsın ve iyi bir diyetisyen olduğun da anlaşılıyor.

Kısırın içerisinde nohut yok ama fındık, fıstık ve ceviz var. Diğer restoranlar bizi takip ettikleri ve neredeyse hepsi bizden mezun olup yer açtıkları için bize benzer yapıyorlar. Biz restoran olarak ilk üniversiteyiz dünyada ama maalesef bu mezunlarımızın %99’u PKK ‘nın lokantasına dönüşüyorlar. Biz onları bağrımıza bastık Türkiyede bastığımız gibi şimdi ise bizim en büyük düşmanımız oldular ve bizim menümüzden, bilgimizden faydalanarak onlara hizmet ediyorlar. Geçen yıl İstanbulda’da bir restoran  açmıştım ve iki kontrat yapıyordum biri işçi kontratı biri talebe kontratı. Hedefimiz Türk lokantacılar yetiştirmekti.

Tuzlu olma konusuna gelirsek, menümüzün en üstünde çok önemli bir bilgilendirme var. Eğer sizin damak tadınıza uymayan bir ürün gelirse geri gönderin şefimiz onu yiyecektir yazıyor. O şef benim işte. Bu sözümüzle biz hatanın garantisini veriyoruz ve bu hatanın telefisinin de garantisini veriyoruz. Restoranda tüm haklar misafirlerimize aittir.

İçim çok dolu, söyleyecek çok söz var ama senin daha fazla vaktini almayayım sen dersine çalış. Ailene çok selamlar ve saygılar. Bir gün tanışmayı da isterim.

Tagine yemeklerimiz talebe yemeğidir ve £7.90 olarak fiyatlandırılmıştır. İçinde ihtiyacınız olan besinler yeterli miktardadır, humus ve ekmek de ücretsiz verilir. Ben talebe olamadım ama talebeler en sevdiğim varlıklardır. Bunu da onlar için yaptım. Yanımda çalışanları da, müşterilerimi de çok seviyorum. Ben anadolu çocuğuyum çalışanlarıma evlat, müşterilerime de misafir diyorum. Bu Türk misafirperverliğinin bir yansımasıdır. İtalyan veya fransız tarzı hizmet etmeye çalışılmasını züppelik olarak görüyorum. Herkes peynir getiriyor başlangıçta masaya sanki herkes şarap tadacakmış gibi. Biz kendimiz olmaya devam ediyoruz başkalarına benzemeye çalışmadan. Bildiklerimizin peşinde koşuyoruz. Senin anlayacağını düşündüğüm için sana yazıyorum bunları.

İstanbuldaki restoranımızı kapattık. Sarışın bir kadın beni ve ortağımı dolandırdı. Bu sebeple ben ve o efendi kardeşim konuştuk, karar verdik ve açtığımız gibi kapattık. Dolayısıyla orada talebe yetiştiremeyeceğiz. Devletten bir şey beklemiyorum ama Türkiye Cumhuriyeti için yapıyorum tüm bunları. Bu yüzden burada talebe yetiştirmeye devam edeceğim. Bu yazıyı yazan da bir talebemdir ben söylüyorum o yazıyor. Şu an hem müşterilerle ilgileniyorum sabah kahvaltısında hem yazıyorum çünkü PKK burayı bitirmeye çalışıyor. Dolayısıyla ben söylüyorum talebem yazıyor. Bir taraftan da diğer talebelerime, salon ve mutfaktaki evlatlara (Staff) eğitim veriyorum. Otuz yıl önce yazdığım el kitabımda da “sons and doughers” diye sesleniyordum onlara. İnsan evladı anlamında yazıyorum çünkü Türkçe’deki evladım sözünü kaba buluyorum. Türk kültürü İtalyan, Fransız kültürlerinden çok daha güzeldir ve biz bunu göstermeye çalışıyoruz. Başardık mı diye sorarsan çok az çünkü PKK’ya kaptırdık bir çok şeyi. Biz olmasak artık tüm camlara PKK yazacaklar.

Bunların kürtlarle alakası yok aslında daha çok mafya olarak çalışıyorlar ve belki PKK’ya bir miktar franchise ücreti ödüyorlardır. Herkesi korkutmuşlar ve sindirmişler. Onlara teslim olmayan bir tek ben varım, sofra var. Elemanlarımızı da siniriyor korkuyorlar, Türkiyede ailelerini bulup tehtit ediyorlar. Ben düşmanlarımı sonana kadar tarif ediyorum size. Onların dışında hiç düşmanı olmayan tek kişiyim ama çok kalabalıklar burada. Hiç korkmayan adam demişler bana, “on okka yürek var” diye yazmışlar, diğer ismm de TC Hüseyin olmuş. Çünkü Türkiye Cumhuriyetinin lokantalarını çalıştırıyorum ben. 10 okka değil 20 okka var aslında çünkü arkamda iki devlet var biri Türkiye diğeri İngiltere.

Hilton’da 300 kişilik bir toplantıda konuşma yapan önemli bir devlet adamı beni görünce bakın yüzde yüze Türk ve yüzde yüz İngiliz bir adam diye hitab etti. Şehitlerimizin kanına layık olmamız gerekiyor yaptığımız işlerle. İngiltere de bunları bağrına basıyor islami terörden korktukları için. Bilgiyi onlardan alıyorlar, işlerini onlara yaptırıyorlar. Benim de uydurma raporlarla evimi basıyor düzenli olarak polis. Hatta bir kere beni içeri attırmayı da başardılar bir adamın kolunu tutmuşum diye. Kokain çekip adam dövdüğümü iddaa etmişler ve yalan şikayetlerde bulunmuşlar. Bende hikaye çok bir gün yüz yüze de anlatırım bu sadece bir tanesi.

BBC’de faşist Türk diye yayınladırlar Türkiye ortak pazara girdiği dönemlerde. 24 saat sonra BBC düzeltme yaptı ve özür diledi. Bu belgedir işte. Gazetelere çıksın istediler ama BBC özür dileyince olmadı. Bunlar belgeli olanlar daha çoğu da var. Faşist Türk diye dükkanıma yeşil, sarı boyalarla yazı yazdılar. Bunu yapanlar hala bulunamadı İngiliz polisi tarafından. 3 kitap yazdım her seferinden hem yazıya geçiren yardımcım hem de tüm yazdıklarım kayboldu. Şimdi 4. Kitaba başladım. Bakalım bu sefer de olacak mı?

Sitemi, hayatımı ve yaşadıklarımı inceleyip ilgilendiğiniz için aklıma geldi heralde bunlar.

Hüseyin Özer

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s