Category: Binfikir Yazilari

Binfikir – ‘Yemekler Yarışıyor’ programı, ‘Özer Akademi’ ve dönerin imajımıza etkisi!

26.08.2011

Bu ayki yazımda sizlere 3 konudan kısaca bahsedeceğim. Jüri üyesi olduğum “Yemekler Yarışıyor” programı, restorancı yetiştirdiğimiz Özer Akademi ve dönerinimajımız üzerindeki etkisini kısaca ele almak istiyorum.İnşallah yurt dışında restorancılığın değeri anlaşılacaktır.

Her fırsatta anlatmaya çalışıyoruz. ATV Avrupa için yemek programı yapıyoruz. Yemekler Yarışıyor” programında jürilik yapıyoruz. Habire başarılı şef olmaya çalışıyoruz. Ev hanımları ile aşçılar yarışıyorlar. Londra’da yapıyoruz programı. İnşallah Avrupa’dan da gelirler. Avrupa’dan da izliyorlar. İnşallah bu vesile ile “Yemekler Yarışıyor” proggramına katılırlar.

Programı iki yıldır Yasemin Bakan yapıyor. Çok da başarılı gidiyor. İnşallah Almanya’dan yarışmacılar gelir. Almanya’ya yönelik yaparız. Dolayısıyla bütün Avrupa’dan gelirler. Program yeni yemeklerin çıkmasına vesile oluyor. Yabancılar da katılıyorlar. Dolayısıyla yabancılar da seyrediyorlar. ısveç, Polonya ve Slovakya’dan da katılanlar var. İnşallah talep üzerine bütün Avrupa’da yayınlanacaktır. En çok da Almanya’da seyrediliyor. Bütün mailler Avrupa’dan geliyor.

Restorancılığı, Özer Akademi ile de anlatacağız. Üç ay deneme yaptık ve başarılı geçti. Dünya çapında geçerli olan diploma ile işadamı, girişimci yetiştiriyoruz. Şimdi de bir yıllık lisans ve lisansüstü düzeyinde eğitim vermek için Middlesex Üniversitesi ve Westminster Üniversitesi ile görüşme halindeyiz. Restorancı olmak isteyenlere bu işi öğretiyoruz. Türk yetkilileri ile bir araya gelindi ve Özer Akademi resmileşti. İnşallah çok güzel restorancılar yetiştireceğiz insanlık için. Sadece kebabçı olduğumuz sanılmayacak. Önceden konuştuğumuz yabancı arkadaslarımızın kebabçı denilince akıllarına Türkler geliyor. Maalesef bu da iyi bir çağrışım yapmıyor. Bütün gün sokak aralarında satılan kebap kaldığı zaman kokuyor, bozuluyor. Bizim bildiğimiz döner kebap öğle saati için yapılır ve biter. Bunun böyle olduğunu bilmiyor insanlar, bunu para için yapıyorlar. İnşallah devletimiz de destek olur ve dönerin iyi bir nimet olduğu anlaşılır. Ben bunu kendim başlattım.

Yurt dışındaki Türklerin intibası için çok önemli. Bu konuya el atacak meraklıları bekliyoruz. Sade vatandaşolarak ben hazırım. Benim gibi hazır olan vatandaşları da tanıyorum. İdeal, kaliteli yemek yapmak gerekiyor. 

26/08/2011, Hüseyin Özer, Binfikir Gazetesi Haziran 2011 sayısı köşe yazısı

Binfikir – Neden Türkiye’de yemekler lezzetli değil.

18.11.2011

Hüseyin Özer

Neden Türkiye’ de yemekler lezzetli değil ve Avrupa ya  da yabancı markalar sürekli yeni restoran ve işletmeler açıp Türk markalardan çok daha başarılı oluyor?

Ya da neden hadi bir lokantaya gidelim denilince hemen bu markalar tercih edilip, Türk markalar bir kenara itiliyor?

Bunun iyi bir şekilde araştırılması gerekmez mi?

Kültürümüz daha iyi yayılmaz mı?

Daha sonra da restorancılar Türk yemekleri sadece kebaptan ibaret değil ya da tatlılarımız sadece bol şekerli, şerbetli değil, bizi yanlış tanıyorsunuz diye sesimizi yükseltiyoruz.

Türkiye’den gurme arkadaşlar geliyor ve kıyıda köşede kalmış bir yerden balık yada değişik bir şeyler bulup bunların üzerine yazıyorlar.

Acaba Avrupa standartlarına neden gelemiyoruz?

Türk mutfağının adı dünya sıralamasında “0” bile değil “-“ değerde. Mutfağımızı sadece kebaptan ibaret sanıyorlar.

Tüm lokantacılar, meslektaşlar bir çözüm arayışına gitmeliyiz. Her şeyi Devlet’ten de beklememeliyiz, Devlet’i bize yardıma zorlamalıyız. Sadece kendi beğendiğimiz yemekleri ortaya sunuyoruz ve Türk yemeğinden daha iyi yemek yoktur diyoruz.

Türk yemekleri Avrupa’da altın madalya alıyor ve biz de övünüyoruz. Fakat biliyor muyuz ki bu ödüller sadece yemek başına alınmış şeyler ve malesef geneli kapsamıyor.  Kamuoyu bu konuda daha iyi bilgilendirilmeli.

Gurmeler, Aşçılar, bu işin uzmanları bir araya gelmeli ve Türkiye Cumhuriyeti Turizm Bakanlığı’nın da desteğiyle bu işin üzerinde durmalı bence.

Sevgilerimle

18/11/2011, Hüseyin Özer, Binfikir Gaztesi Eylül 2011 sayısı köşe yazısı

Binfikir – Tek başıma başarılı olmaktan mutlu değilim!

18.05.2015

Hüseyin Özer

Buradaki Türk lokantalarında yemek yiyenler bizim restoranlarımıza girmiyor. Türkiye’nin namı şanı çok kötü burada. Onun ızdırabını yaşıyorum. Yalnız başıma başarılıyım diye çok üzülüyorum. Kocaman ormanda tek başına ağaç olmakta mutluluk yoktur. İzah etmekte güçlük çekiyorum. Buradaki Türk lokantaları gece açık olan kebapçılardır. Biz bu kötü namımıza rağmen Londra merkezde birinci sıradayız. Kenar mahallelerde bu kebapçılar var. İngilizler sarhoş mekanları diyor. Vergi vermeden, illegal olarak işlerini devam ettiriyorlar. Dürüst iş yerleri değildir onlar. Gelişmeleri mümkün değildir. Türkün markası Londra’da biz varız. Türk kültürünü yaşatmak beyaz eşya ile olmaz, lokantacılıkla olur. Çok şükür Londra’nın merkezinde hem Türklere hem de yabancılara Türk kültürünü yaşatıyoruz.

Halen üstünlüğümüzü koruyoruz. Bizde kaliteli ürün, anlayış ve servis var. Hergün yeniliyoruz ama Türklüğümüzden vazgeçmiyoruz, Türklüğümüze devam ediyoruz. Menümüzde Türk yemeği olmayan tek yemek var, o da Japon balığı. Onu da menüye kendim çok sevdiğim için koydum ve japon balığı olduğunu da belirtiyoruz. Biz burada koşturan milli takımız…

Doğru yapan, dürüst olan herkese iş var Londra’da ama Türklere öyle bir şans yok malesef. Herkesin olduğu yerde başarılı olamazlar. Biz 40 senedir Londra’nın merkezindeyiz. Çok paralı insanlar buralara geldiler, açıp, kapattılar restoranlarını. Doğru yaparsan kesinlikle iş yapılır burada. Uyanıklık burada geçerli değildir, Türkiye’deki gibi. Uyanıklar iş yapamıyor. Çobanlar, dürüstler iş yapabiliyor. Ben müşterilere bizim köydeki kuzulara baktığım gibi baktım. O zaman restoranımın kapısında kuyruk oldu. Rekabet çok fazla olmasına rağmen son 35 senedir de kuyruk devam ediyor!

Yurtdışında Türkün markası biz varız, ve çok iddialiyiz. Halen kimse yok. Biz dünyaya açılıyoruz. Buradakiler rakibin olmadığı yerde yapıyorlar. Türk lokantası açamayınca hemen başka kültürlerin yemeğini yapıyorlar. Niyetleri para kazanmak bizimkisi Türk kültürüne sahip çıkmak. Bu hiçbir parayla satın alınamaz.

Şimdi de İstanbul’da iki tane lokanta açıyoruz, Karaköy ve Boğaz’da. İstanbul’da açacağımız lokantalar okul olacak. Benim yanımda öğrenecekler. Bizden mezun olanlar tüm dünyada  elçi ve konsoloslukların olduğu yerde Türk lokantaları açsınlar istiyorum. Tüm dünyaya insan yetiştirip göndermek istiyorum. Herkesi milyoner yapabiliriz. Dünyada ilk defa Middlesex Üniversitesi bir kurumu üniversite yaptı, o da Sofra dır. Bizim lokantalarımıza gelenler kazık yedim demeyecekler. Sofraya gittim çok sağlıklı, lezzetli ve de hesaplı yemek yedim diyecek. Bizim yemeklerimiz hem lezzetli hem de diyete uygun. Dünyada Michelin Guide’in beğendiği tek Türk lokantası biziz. O yüzden Türkiye’de bizim gibi bir lokantaya çok ihtiyaç var. Oradaki lokantalar ya kebapçı, ya balıkçı, ya çorbacı, ya börekçi ya da tatlıcı. Böyle olmamalı. Bir lokantada her şeyi bulursun, hepsinden yersin azar azar. Eğer tek birşey olursa ertesi gün de aynı lokantaya gidemezsin. Bu sistem kesinlikle yanlıştır. Sofra sistemi doğrudur. Biz de hem meze, balık, et, zeytinyağlı ve de tatlı var. Hepsi de sağlıklı ve diyete uygun.  Medeni lokanta böyle olur. Ben diyetisyenim. Benim menüm balanslı. Diyet yapan, sporcu, akıllı insanlar biz de yemeğini yerler. Türkiye de böyle bir ihtiyaç olduğu için Türkiye de iş yapacağım. Kendi hayat satandardımı kendi lokantamda yerleştirip, herkese de bu standartları öğreteceğim. Para kazanmak için değil ama talebelerimle birlikte tüm dünyaya açılacağım. Onlar para kazansın, ben sadece vakıf için kazanayım; çocuk okutmak için. Türk kültürü ancak Türk lokantacılığı ile dünyaya bu şekilde tanıtılabilir.

18/05/2015, Hüseyin Özer, Binfikir Gazatesi Aralık 2014 sayısı köşe yazısı

Binfikir – Gelin,Türk Mutfağını ‘Kebab’ imajından kurtaralım.

14.02.2012

Saygıdeğer okuyucularım,

Yardımlarınızı bekliyorum, bu yalnız başına yapılacak iş değil, hep beraber yapmamız gereken şeyler var. Türk yemeği imajını, döner ve kebap imajını hep beraber düzeltmemiz gerekiyor. İngiltere’de de yeniliyor döner çok şüphesiz. İnsanlar bize de teşekkür ediyorlar. Sağ olsun kibar İngilizler bizi seviyorlar, bizi kırmıyorlar.

Geçenlerde bir kitap okuyordum. Döner kütük gibi sarhoş olunca yenir saat dörtte. Yere dökülenler toplanıp yenmez diye yazıyordu ve eğer birisiyle buluşacaksan dişlerini çok iyi fırçalaman lâzım diyordu. Düğünlerde de sağdıçlar damatlarla dalga geçerken dün kebap yerken yakaladık diyorlar. İngilizler kebap yiyorlar şüphesiz ama gece yiyorlar, bunu değiştirmemiz lazım. Middlesex Üniversitesi ile beraber yürüttüğümüz hem yüksek lisans hem de sertifika programına (MA Business Enterprise and Entrepreneurship) çok şükür İngiliz talebelerimiz de geliyor. İnşallah onlar da bize yardım edecekler, bunun değişimi için.

Türk restorancılığını öğrenecekler. İnşallah böylece çoğalırız ama kebap yapan kardeşlerimizin de bizim gibi yemek yapmasını diliyorum. Kebapçılar Derneği Başkanı ve Turizm Bakanı ile bunları altı yıl önce konuşmuştuk. Bizim eskiden kafeteryalarımız vardı. Kapısında kuyruk olurdu. Hepsi sağlıklı ve lezzetli yiyeceklerdi, kebabın dışında. Bu tür şeyleri bizim insanımızın açmasını istiyorum. Ben öğretmeyi üstleniyorum eğer meraklısı var ise. Bir talebemin babasının burada kahvesi var, mesleği öğrenmek için bizim derslerimize katılıyor.

İnşallah bizden öğrendiklerini babasının kahvesinde uygular. Yüksek lisans programımız Şubat 2012’de başlıyor. Aynı zamanda üç aylık kurslar var. Bu eğitimlerle bu döner imajını değiştirebiliriz. Ben kendimi bu işe adadım. Beni yalnız bırakmayacağınıza eminim. Gece kebap satılacağına bizim gibi kafeterya açılabilir, bunu izah etmiştim altı yıl önceki toplantımızda. Sarhoş yemeği olmaktan kurtuluruz.

İlk seneler, bizim kafeteryalar Pret A Manger’ın tarzı ile aynıydı ve hatta onların elemanları bizden yiyiyorlardı. Yerler birbirine yakındı, onların elemanları bizim ürünlerin daha lezzetli olduğunu söylüyorlardı. İnşallah ben değil ama bizim vatandaşlarımız yapar bunu.

Ben de öğretme şerefine nail olurum. İnşallah birileri de bu yazıları toplar, bir araya getirir de herkes de faydalanır.

14/02/2012, Hüseyin Özer, Binfikir Gazetesi Kasım 2011 sayısı köşe yazısı

Binfikir – Akdeniz Ülkeleri Mutfak Günleri.

Akdeniz Ülkeleri Mutfak Günleri

16.11.2014

Hüseyin Özer

Bu ayki yazımda , en son gerçekleştirdiğim Hatay gezisinden bahsetmek istiyorum.  Hatay’da  Akdeniz Ülkeleri Mutfak Günleri’ne katıldım. İlk defa hayatımda tam Türk yemeği  yedim. Sveyka Lokantası’nda  o memleketin kendi insanları  ve  hem kendilerine yapıyorlar, hem de müşterilerine aynı yemekleri servis ediyorlar. Yabancı hiçbir kültürün yemeği yoktu masamızda. Yemekleri çok lezzetliydi. Bu lokanta yurt dışına açılsa alnımız ak olur. Hiç utandırmaz bizi. Herkes harika Türk yemekleri yapmışlar diye övünürler. Masamızda Fransız kültürüne, İtalyan kültürüne ait hiçbir yemek yoktu. Aşçılar da müşteriler de o bölgenin insanlarıydı. Burası tam bir Türk lokantasıydı, yemeği ve servisiyle.  Zaten bu kadar güzel bir servisi Fransızların yapmasına imkan yoktu. Servisi Fransızlaştırınca kötü oluyor, Türkleştirince özümüzde devam ettirdiğimiz için çok güzel oluyor.

Bu organizasyonda emeği geçen, Tokatlı hemşerim Adnan Şahin Almanya’ya Türk yemeği yapan güzel bir lokanta açmış.  Anadolu ve Tokat yemeğini karıştırmış ve çok başarılı. Kendisi Almanya’da ki bu başarılı lokantasıyla tanınmalı.

Bu progam boyunca Akdeniz yemekleri yedik. İspanyol aşçımız, sizlere ömür.. O gece program bittikten sonra kalp krizinden vefat etti. Ve bütün yemekleri İspanyol aşçımızı anarak geçirdik. Ben de hemşerim Deniz Hanım’dan helva yapmasını rica ettim.  Sayın valimize çok teşekkür ediyorum. Çok ilgilendi ve cenazeyi hemen göndertti ailesiyle birlikte. Kendisi lekesiz bir insan ve soyadı da ‘Lekesiz’miş. Celalettin Lekesiz Bey, Londra’ya da çok gelmiş gitmiş. Benim burada neler yaptığımı da biliyor. ‘Kendi başına bir orduya bedel’ diyor. Yanımdan da hiç ayrılmadı. Beni bu kadar seven mutlaka vardır da şimdiye kadar karşılaşmamıştım. İlk defa bu kadar seveniyle karşılaştım hem de devlet otoritesi olduğu halde. Kendisi aynı zamanda çok iyi bir organizatör her şeyin en iyisini yapan ve titiz. Namı ve şanı da öyle.

Sizlere kaldığım otelden de bahsedeyim. Savon Otel’de gider gitmez sahibi Metin Bey’le karşılaştım. Kendisine ve ailesine de ayrıca teşekkür ediyorum. Çok güzel insanlarmış.

Yemek yazarlarımız Ahmet Örs, Vedat Milor ve şüphesiz isimlerini bilmediğim yeni yazarlarımız da oradaydı. Kendileriyle çok zevkli sohbetler ettik.

Bu gezide Allah’ın neden farklı mezhepler yarattığını anladım. Eski Hatay Meclisi’nde karışık mezheplerden oluşan koroyu dinledim. Allah onları bizi birleştirsin diye yaratmış. Onlar söyledi ben mutluluktan ağladım. Her ırk oradaydı onlar iyilik melekleriydi. Her ırkın şarkısı ayrı ayrı söylendi ve dinlendi. Mükemmeldi ve profesyonelceydi. Allah insanları kendi barışımızı kendimiz sağlayalım diye yaratmış.  Hatay bana çok şey öğretti…

Daha sonra Adana’ya ve Mersin’e gittim. İlk Erasmuş talebemi gelin etmeyi Allah bana nasip etti. Koray Hocam ile birlikte gelin tarafı olarak katıldık. Alaçatı’da tanıştığım aile beni çok güzel, deniz kenarında bir lokantaya götürdü.Balık yedik. Onları kendilerine usul yemek stilleri var. Çok lezzetliydi. Bu iki fabrikatör aileye de çok teşekkür ediyorum.

Bu yazımda ismi geçen herkesi Londra’ya bekliyorum. İsmini aklıma getiremediğim ahbaplarım var inşallah beni affederler…

Felaket tellallığı yapmayacağım ama naiflik yapıp federal merkez sağ koalisyonun erdemlerinden de bahsetmeyeceğim. Tabii ki  kurulmaya çalışılan yeni federal hükümetin gözü senin benim cebimde ve sofradaki bir tabak yemeğimizde. Flaman milliyetçileri N-VA, Flaman Hıristiyan Demokratları CD&V ve Flaman ve Frankofon liberalleri Open VLD ve MR’den oluşan  merkez sağ koalisyon emeğin yanında yer almayacak. Onların yeri belli. Her zaman olduğu gibi sermayenin sözcülüğünü yürütecekler.

İyi ki sendikalar var. İyi ki merkez sağ hükümetin yapmayı düşündüklerini sezip, görünen köyü kılavuz istemeden bize anlatıyorlar.  Sosyal adalet testisini kırmadan 23 Eylül’de Brüksel’de bir protesto eylemi ile koalisyon partilerini uyaracaklar. Krizin faturasını garibana çıkaran mantığa direnç gösterenleri alkışlamamak elde mi?  “Antisosyal ve hazmedilemez” tasarruf tedbirlerini protesto edecek olan sendika sadece sosyalist sendika değil üstelik. Belçika’nın 3 büyük sendikası halkının çıkarları ve ülkenin geleceği için omuz omuza verecek. Sendikacılar faturanın ailelere ve kırılgan gruplara ödetildiğini düşünüyor

Merkez sağ hükümetin sermayenin yanında olması ne kadar doğalsa sendikaların da emeğin yanında yer alması o kadar normal. Sendikalar  “maaşların ve sosyal ödemelerin  otomatik olarak enflasyon oranında arttırılmasına geçici bir süre ara verilmesi”ne tepki göstererek ve ödeme gücü fazla olanların daha fazla çaba göstermesini isteyerek emekten yana tavır sergiliyorlar. Sendikalar sosyal dumping ile mücadele edilmesini ve  şirketlere sağlanan teşviklerin istihdam yaratılması ile ilişkilendirilmesini  istiyorlar. Krizin yükünün adil ve eşitlikçi bir şekilde paylaştırılmasını talep ederken de,  emekle elde edilen gelirlerle servetten kazanılan gelirler arasında denge sağlanmasını önerirken de bizlerin dertlerine tercüman oluyorlar.

“Yeni hükümet ve uygulamaları federal koalisyonda yer alan N-VA için de bir felaket olacak ve partiyi eritecek” derken yine “iflah olmaz bir iyimser” gibi mi davranıyorum yoksa? Eğri oturalım doğru konuşalım. Eğer yine sosyalistlerin de içinde olduğu üçlü koalisyonla ülke yönetilmeye devam edilseydi N-VA hala umut olarak kalacaktı. Ama şimdi öyle mi? Taşın altına elini sokup ülke yönetmek partiyi yıpratır. N-VA’nın seçim kampanyalarında bangır bangır dillendirdiği “maaşların otomatik olarak enflasyon oranı kadar arttırılmasına son verilmesi” ve “işsizlik ödeneğine 2 yıl  zaman sınırlaması getirilmesi” gibi vaatleri koalisyon görüşmelerinde masaya bile getirilemiyor. Şimdi iş başa düştü. N-VA hayatın gerçekleri ile yüzleşecek ve vaatlerinin büyük bölümünü gerçekleştiremeyecek. Muhalefette aslan olup kükreyen N-VA federal koalisyonda süt dökmüş kedi gibi uslu davranmak zorunda.  Federal hükümette geçen her gün N-VA için umut besleyenlerin hayal kırıklıklarını daha da arttıracak. Kampanyalardaki N-VA ile iktidardaki N-VA arasındaki uçurumu gören seçmen de yeni arayışlara girecek.

N-VA’yı eritmenin tek yolu vardı, o da iktidara getirmekti. N-Va gibi birçok Avrupa partisi benzeri süreçlerden geçtiler ve eriyip gittiler.

Peki Belçika’daki sosyalist partiler için durum ne olacak? Özellikle Frankofon sosyalist partisi PS iktidarda uzun süre kalmanın hantallığını ve durağanlığını atacak. Flaman Sosyalistleri SP.A ise büyük bir olasılıkla özüne yani sol değerlere dönmek için muhalefette bir fırsat yakalayacak. Sonuçta muhalefet sosyalistler için kendilerini yenileme fırsatı verecek. Seçmen ise merkez sağ koalisyanda sosyalist partilerin yokluğunu her geçen gün daha da fark edecek. Cebinden çıkan her centte aklına Elio Di Rupo gelecek, PS gelecek SP.A gelecek. Seçmen sosyalistlerin değerini yokluklarında çok daha iyi anlayacak.

Her zamanki gibi iyimserim: yeni federal hükümet N-VA’yı eritirken PS ve SP.A’yı tekrar birer umut olarak yeşertecek.

 

16/11/2014, Hüseyin Özer, Binfikir Eylül 2014 sayısı köşe yazısı

 

 

Binfikir – Londra’da Türk mutfağını tanıtıyoruz.

Londra’da Türk mutfağını tanıtıyoruz

18.05.2015

Hüseyin Özer

Herkes para peşinde koşar biz de güzellikler peşinde koşuyoruz..Talebelerime lokantacılığın ne kadar yüce bir meslek olduğunu öğretiyorum. Bizi Middlesex Üniversitesi, Üniversite yaptı. Bizim için oluşturulan programla, İngiltere’de ilk defa bir Türk müessesi deneyimini ve başarısını akademik seviyeye taşıdı. İnsanlara öğretiyoruz. Öğrettiklerimiz çok başarılı oluyorlar. Onlarla gurur duyuyoruz. Ölmeden yenilerini yetiştirmek istiyorum; Türkiyeyi, vatanını , milletini seven ve Türk kültürünü, yemeğini güzel bir şekilde tanıtan. Küçük bir kafe açarsın, daha sonra küçük bir lokanta açarsın. Dostların olur. Fabrikada çalışsan akşama kadar toz yutup, akşam olsa da bir lokantaya gitsem diye saatine bakarsın.

Lokantan olursa herkes arkadaşın olur, barlara giden insan olmazsın. Herkes sana gelir. Tek isteğim benim usulümde lokantalar açsınlar, ben de yardım edeyim. Gece sarhoşlara kebap yapmasınlar; evlerine gitsinler, aileleriyle vakit geçirsinler. Benim usulümde yaptıklarında akşam eve gitme şansları oluyor… Yemek lezzetli olmalıdır. Türk damak tadı, zevki olmak zorundadır. Türkiyede ki aşçılık okullarında Fransızca’dan çevrilmiş kitaplar okutuluyor, çok acı verici ve de Türk kültürüne uymuyor. Koskoca Türk İmparatorluğu, Fransızların peşinden gidiyoruz. İmparatorluk Fransız krallığına nasıl yardım etti diye övünüp, kendi kültürümüzü yaşatacağımıza onların peşinden gidiyoruz. Silkelenip kendimize gelmemi lazım. Türk kültürünü Londrada biz yaşatıyoruz.

Menümüzde sadece Japon balığı vardır, onun da Japon balığı olduğu belirtilir. Fransızların peşinden gittiğimiz için kendi kültürümüz, değerimiz aşağlanıyor, mahvoluyor. Bizde insanlık, ayıp, haram vardır. Yemeği de, servisi de insani yapıyoruz. Biz candan servis yaparız, onlar yandan servis yapar. Eğer onlara özenirsek durumumuz çok kötü. Şimdi bir de İtalyan özentileri çıktı. Teyzemin yaptığı makarnayı, İtalyan makarnası diye; peynirli pidemizi de pizza diye sunuyorlar. Kendi özümüze, kültürümüze sahip çıkmalıyız. Türk kültürünü yurtdışında insanlara tanıtmak başka şekilde mümkün değildir. Televizyon, araba üretirsin hiçbirinde Türk kültürü yoktur. Türkiye’nin güzelliklerini devlettin anlatmasını beklememek doğru değil. Yurt dışında yaşayan Türkler devletten bir şey beklememeli, kendileri yapmalı her şeyi. Türk’ünde centilmeni vardır. Türk’ün centilmeni buraya gelip devleti dolandırmaz. Yurt dışındayken Türkiye’yi yüceltmek şarttır. Türkiye yücelince seni de yukarı çeker o. Türkiye’nin itibarı olursa senin de itibarın olur. Türkiye’nin itibarı olmazsa burdaki vatandaşında itibarı olmaz. Sadece askerlik yapmak ile vatana olan hizmet bitmez. Yurt dışındaysan her gün askersin. Yurt dışında olduğun zaman yurdu çok fazla sevmek gerek. Bir ucundan bir ucuna ayrım yapmadan sevmek gerekiyor. Din, dil, ırk, mezhep ne olursa olsun hepsi Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bende burada Türkiye Cumhuriyeti’nin itibarını arttırmak için çaba gösteriyorum. Tüm gençler dünyaya açılmalı, onlara öğretmekte benim görevimdir….

 

18/05/2015, Hüseyin Özer, Binfikir Gazatesi Ekim 2014 sayısı köşe yazısı

Binfikir – Yemeklerin de modası vardır.

Yemeklerin de modası vardır.

18.05.2015

Hüseyin Özer

Yurt dışında Türk kültürü ancak lokantacılıkla temsil edilir.  Biz yurt dışında Türk yemeğini geliştirdik. Bizim lokantalarımız yüzde yüz Türk lokantasıdır. Türkiye’dekiler bizim gerimizde kaldılar. Dünyada Michelin Guide bizi tavsiye ediyor ve kendileri de bizim lokantalarımızda yemek yemeği seçiyor. Londra’nın göbeğinde, en iyi lokantaların olduğu yerlerdeyiz. Menümüzde sadece japon balığı var, onu da kendim çok sevdiğim için ve misafirlerime ikram etmek için menüye koydum. Menüde Japon usulü yapılıyor diye belirtilmiştir.

Türk öğrenciler Oxford’a gider okumaya. Bizim Türk lokantamız da Oxford mezunu oldu. Türkiye’yi tüm dünyada çok iyi temsil edecek durumda. Biz medeni Türk lokantasıyız, en son moda! Harika mezelerimiz, balıklarımız, biftek ve piliç eti yemeklerimizi ve de tatlılarımızı Türk usulü yapıyoruz. Yemeklerimizde asla Fransız usulü soslar kullanmıyoruz. Yemeklerimizin hepsi lezzetli ve kaliteli hem de diyete uygundur. Biz bu işi ‘doktor’ gibi yapıyoruz, sizleri iyileştirmek için. Sizlere doğru ilaç vermek için uğraşıyoruz.

Medeni lokantacılık böyle olur. Yemeklerin de modası vardır. Biz hem geliştirdik hem de değiştirdik ama hiçbir zaman Türk kültüründen çıkmadık. Bizim koyun keşkeği ile balığı bile birleştirdim. Ne mutlu Türkiye’ye böyle bir lokantası var yurt dışında. İşte Türk markası diye ben buna derim. Bizim müşterilerimiz Türkiye’ye gidiyor, hayal kırıklığına uğrayıp dönüyorlar. İngiliz Restoran Cemiyeti Başkanı Türkiye’ye gitti, balık dışında yemek bulamadım dedi.

Türk kültürünü yaşatmak için lokantalarımızda Türk yemeklerinin yanı sıra, Türk dizaynı ve dekorunu da sergilemeliyiz. Böylece gelen misafirlerimiz gerçek bir Türk markası görürler. Malesef Avrupa’da çok sıkıntılı durumdayız. Türk lokantalarımız gece 12’den sonra açılıyor. Yabancılar sarhoş yemeği diye dalga geçiyor. Türkiye kültürü burada ayaklar altında. Bu durumdan Türkiye’dekilerin haberi yok. Bu lokantalarla namımız, şanımız da kayboldu.

Türk kültürünü yurt dışında iyi temsil etmemiz için yemek ne kadar önemliyse serviste o kadar önemlidir. Kültürümüzde misafirperverlik çok önemlidir. Müşterisine en iyi şekilde bakan insan, en şerefli adamdır. Müşterisini evindeki misafiri gibi ağırlamalıdır. Misafirperverliğin olduğu lokanta güzel lokantadır. Sıcak servis ve misafirperverlik çok değerlidir, parayla satın alınamaz. O da biz de vardır.

Herkes para için her şeyini verir, ben de vatanım için her şeyimi veririm. Türkiye benim annem, babamdır. Benim yaptığım iş tüm Türkiye’yi temsil eder. Lokantacılık tam olarak Türk kültürünü sergilemek için örnektir; insanıyla, servisiyle, anlayışıyla, dekoru, dizaynı, müziği ile komple bir kültür vardır burada. Restoranın olsa canın sıkılmaz, herkes seni görmeye geliyor. Zengin olursan boş boş dolaşır, durursun. Zenginlik yalnızlıktır, başa beladır! Ben Türk kültürünü tüm dünyaya tanıtan insan olmak istiyorum. Ne politikacı, ne fabrikatör olmak istiyorum. Londra’da Turizm bürosu gibi çalışıyoruz. Türklükle, kültürümüzle ilgili ne varsa lokantalarımızda mevcuttur. Aklınıza gelecek her şey…Memleketimizin kültürünü yemeğimizle ve servisimizle burada yaşatıyoruz. Biz burada restoranlarımızı şerefli bir aile yuvası gibi işletiyoruz. Tüm evlatlarımızla Türk kültürünü; yemeğini ve servisini bu şekilde temsil etmeye devam edeceğiz. Şerefli adam yemeğini güzel yapar, servisini de candan, yürekten yapar! Allah bana Türk kültürünü temsil etmek görevini vermiş. Ben de bu görevi ölünceye kadar omuzlarımda taşıyacağım.

Tüm gençlere tavsiyem, doğru, dürüst adam olsunlar. Türk yemeğini, kültürünü öğrensinler ve yapsınlar. Türkiye Cumhuriyeti’ne sahip çıksınlar! Bir ülkenin yemeği ucuz olunca, kültürü de ucuzluyor. Çok acı bir durum.

Yürekten sevgi ve saygılarımla,

18/05/2015, Hüseyin Özer, Binfikir Gazatesi Kasım 2014 sayısı köşe yazısı