Category: Binfikir Yazilari

Binfikir – Akdeniz Ülkeleri Mutfak Günleri.

Akdeniz Ülkeleri Mutfak Günleri

16.11.2014

Hüseyin Özer

Bu ayki yazımda , en son gerçekleştirdiğim Hatay gezisinden bahsetmek istiyorum.  Hatay’da  Akdeniz Ülkeleri Mutfak Günleri’ne katıldım. İlk defa hayatımda tam Türk yemeği  yedim. Sveyka Lokantası’nda  o memleketin kendi insanları  ve  hem kendilerine yapıyorlar, hem de müşterilerine aynı yemekleri servis ediyorlar. Yabancı hiçbir kültürün yemeği yoktu masamızda. Yemekleri çok lezzetliydi. Bu lokanta yurt dışına açılsa alnımız ak olur. Hiç utandırmaz bizi. Herkes harika Türk yemekleri yapmışlar diye övünürler. Masamızda Fransız kültürüne, İtalyan kültürüne ait hiçbir yemek yoktu. Aşçılar da müşteriler de o bölgenin insanlarıydı. Burası tam bir Türk lokantasıydı, yemeği ve servisiyle.  Zaten bu kadar güzel bir servisi Fransızların yapmasına imkan yoktu. Servisi Fransızlaştırınca kötü oluyor, Türkleştirince özümüzde devam ettirdiğimiz için çok güzel oluyor.

Bu organizasyonda emeği geçen, Tokatlı hemşerim Adnan Şahin Almanya’ya Türk yemeği yapan güzel bir lokanta açmış.  Anadolu ve Tokat yemeğini karıştırmış ve çok başarılı. Kendisi Almanya’da ki bu başarılı lokantasıyla tanınmalı.

Bu progam boyunca Akdeniz yemekleri yedik. İspanyol aşçımız, sizlere ömür.. O gece program bittikten sonra kalp krizinden vefat etti. Ve bütün yemekleri İspanyol aşçımızı anarak geçirdik. Ben de hemşerim Deniz Hanım’dan helva yapmasını rica ettim.  Sayın valimize çok teşekkür ediyorum. Çok ilgilendi ve cenazeyi hemen göndertti ailesiyle birlikte. Kendisi lekesiz bir insan ve soyadı da ‘Lekesiz’miş. Celalettin Lekesiz Bey, Londra’ya da çok gelmiş gitmiş. Benim burada neler yaptığımı da biliyor. ‘Kendi başına bir orduya bedel’ diyor. Yanımdan da hiç ayrılmadı. Beni bu kadar seven mutlaka vardır da şimdiye kadar karşılaşmamıştım. İlk defa bu kadar seveniyle karşılaştım hem de devlet otoritesi olduğu halde. Kendisi aynı zamanda çok iyi bir organizatör her şeyin en iyisini yapan ve titiz. Namı ve şanı da öyle.

Sizlere kaldığım otelden de bahsedeyim. Savon Otel’de gider gitmez sahibi Metin Bey’le karşılaştım. Kendisine ve ailesine de ayrıca teşekkür ediyorum. Çok güzel insanlarmış.

Yemek yazarlarımız Ahmet Örs, Vedat Milor ve şüphesiz isimlerini bilmediğim yeni yazarlarımız da oradaydı. Kendileriyle çok zevkli sohbetler ettik.

Bu gezide Allah’ın neden farklı mezhepler yarattığını anladım. Eski Hatay Meclisi’nde karışık mezheplerden oluşan koroyu dinledim. Allah onları bizi birleştirsin diye yaratmış. Onlar söyledi ben mutluluktan ağladım. Her ırk oradaydı onlar iyilik melekleriydi. Her ırkın şarkısı ayrı ayrı söylendi ve dinlendi. Mükemmeldi ve profesyonelceydi. Allah insanları kendi barışımızı kendimiz sağlayalım diye yaratmış.  Hatay bana çok şey öğretti…

Daha sonra Adana’ya ve Mersin’e gittim. İlk Erasmuş talebemi gelin etmeyi Allah bana nasip etti. Koray Hocam ile birlikte gelin tarafı olarak katıldık. Alaçatı’da tanıştığım aile beni çok güzel, deniz kenarında bir lokantaya götürdü.Balık yedik. Onları kendilerine usul yemek stilleri var. Çok lezzetliydi. Bu iki fabrikatör aileye de çok teşekkür ediyorum.

Bu yazımda ismi geçen herkesi Londra’ya bekliyorum. İsmini aklıma getiremediğim ahbaplarım var inşallah beni affederler…

Felaket tellallığı yapmayacağım ama naiflik yapıp federal merkez sağ koalisyonun erdemlerinden de bahsetmeyeceğim. Tabii ki  kurulmaya çalışılan yeni federal hükümetin gözü senin benim cebimde ve sofradaki bir tabak yemeğimizde. Flaman milliyetçileri N-VA, Flaman Hıristiyan Demokratları CD&V ve Flaman ve Frankofon liberalleri Open VLD ve MR’den oluşan  merkez sağ koalisyon emeğin yanında yer almayacak. Onların yeri belli. Her zaman olduğu gibi sermayenin sözcülüğünü yürütecekler.

İyi ki sendikalar var. İyi ki merkez sağ hükümetin yapmayı düşündüklerini sezip, görünen köyü kılavuz istemeden bize anlatıyorlar.  Sosyal adalet testisini kırmadan 23 Eylül’de Brüksel’de bir protesto eylemi ile koalisyon partilerini uyaracaklar. Krizin faturasını garibana çıkaran mantığa direnç gösterenleri alkışlamamak elde mi?  “Antisosyal ve hazmedilemez” tasarruf tedbirlerini protesto edecek olan sendika sadece sosyalist sendika değil üstelik. Belçika’nın 3 büyük sendikası halkının çıkarları ve ülkenin geleceği için omuz omuza verecek. Sendikacılar faturanın ailelere ve kırılgan gruplara ödetildiğini düşünüyor

Merkez sağ hükümetin sermayenin yanında olması ne kadar doğalsa sendikaların da emeğin yanında yer alması o kadar normal. Sendikalar  “maaşların ve sosyal ödemelerin  otomatik olarak enflasyon oranında arttırılmasına geçici bir süre ara verilmesi”ne tepki göstererek ve ödeme gücü fazla olanların daha fazla çaba göstermesini isteyerek emekten yana tavır sergiliyorlar. Sendikalar sosyal dumping ile mücadele edilmesini ve  şirketlere sağlanan teşviklerin istihdam yaratılması ile ilişkilendirilmesini  istiyorlar. Krizin yükünün adil ve eşitlikçi bir şekilde paylaştırılmasını talep ederken de,  emekle elde edilen gelirlerle servetten kazanılan gelirler arasında denge sağlanmasını önerirken de bizlerin dertlerine tercüman oluyorlar.

“Yeni hükümet ve uygulamaları federal koalisyonda yer alan N-VA için de bir felaket olacak ve partiyi eritecek” derken yine “iflah olmaz bir iyimser” gibi mi davranıyorum yoksa? Eğri oturalım doğru konuşalım. Eğer yine sosyalistlerin de içinde olduğu üçlü koalisyonla ülke yönetilmeye devam edilseydi N-VA hala umut olarak kalacaktı. Ama şimdi öyle mi? Taşın altına elini sokup ülke yönetmek partiyi yıpratır. N-VA’nın seçim kampanyalarında bangır bangır dillendirdiği “maaşların otomatik olarak enflasyon oranı kadar arttırılmasına son verilmesi” ve “işsizlik ödeneğine 2 yıl  zaman sınırlaması getirilmesi” gibi vaatleri koalisyon görüşmelerinde masaya bile getirilemiyor. Şimdi iş başa düştü. N-VA hayatın gerçekleri ile yüzleşecek ve vaatlerinin büyük bölümünü gerçekleştiremeyecek. Muhalefette aslan olup kükreyen N-VA federal koalisyonda süt dökmüş kedi gibi uslu davranmak zorunda.  Federal hükümette geçen her gün N-VA için umut besleyenlerin hayal kırıklıklarını daha da arttıracak. Kampanyalardaki N-VA ile iktidardaki N-VA arasındaki uçurumu gören seçmen de yeni arayışlara girecek.

N-VA’yı eritmenin tek yolu vardı, o da iktidara getirmekti. N-Va gibi birçok Avrupa partisi benzeri süreçlerden geçtiler ve eriyip gittiler.

Peki Belçika’daki sosyalist partiler için durum ne olacak? Özellikle Frankofon sosyalist partisi PS iktidarda uzun süre kalmanın hantallığını ve durağanlığını atacak. Flaman Sosyalistleri SP.A ise büyük bir olasılıkla özüne yani sol değerlere dönmek için muhalefette bir fırsat yakalayacak. Sonuçta muhalefet sosyalistler için kendilerini yenileme fırsatı verecek. Seçmen ise merkez sağ koalisyanda sosyalist partilerin yokluğunu her geçen gün daha da fark edecek. Cebinden çıkan her centte aklına Elio Di Rupo gelecek, PS gelecek SP.A gelecek. Seçmen sosyalistlerin değerini yokluklarında çok daha iyi anlayacak.

Her zamanki gibi iyimserim: yeni federal hükümet N-VA’yı eritirken PS ve SP.A’yı tekrar birer umut olarak yeşertecek.

 

16/11/2014, Hüseyin Özer, Binfikir Eylül 2014 sayısı köşe yazısı

 

 

Binfikir – Londra’da Türk mutfağını tanıtıyoruz.

Londra’da Türk mutfağını tanıtıyoruz

18.05.2015

Hüseyin Özer

Herkes para peşinde koşar biz de güzellikler peşinde koşuyoruz..Talebelerime lokantacılığın ne kadar yüce bir meslek olduğunu öğretiyorum. Bizi Middlesex Üniversitesi, Üniversite yaptı. Bizim için oluşturulan programla, İngiltere’de ilk defa bir Türk müessesi deneyimini ve başarısını akademik seviyeye taşıdı. İnsanlara öğretiyoruz. Öğrettiklerimiz çok başarılı oluyorlar. Onlarla gurur duyuyoruz. Ölmeden yenilerini yetiştirmek istiyorum; Türkiyeyi, vatanını , milletini seven ve Türk kültürünü, yemeğini güzel bir şekilde tanıtan. Küçük bir kafe açarsın, daha sonra küçük bir lokanta açarsın. Dostların olur. Fabrikada çalışsan akşama kadar toz yutup, akşam olsa da bir lokantaya gitsem diye saatine bakarsın.

Lokantan olursa herkes arkadaşın olur, barlara giden insan olmazsın. Herkes sana gelir. Tek isteğim benim usulümde lokantalar açsınlar, ben de yardım edeyim. Gece sarhoşlara kebap yapmasınlar; evlerine gitsinler, aileleriyle vakit geçirsinler. Benim usulümde yaptıklarında akşam eve gitme şansları oluyor… Yemek lezzetli olmalıdır. Türk damak tadı, zevki olmak zorundadır. Türkiyede ki aşçılık okullarında Fransızca’dan çevrilmiş kitaplar okutuluyor, çok acı verici ve de Türk kültürüne uymuyor. Koskoca Türk İmparatorluğu, Fransızların peşinden gidiyoruz. İmparatorluk Fransız krallığına nasıl yardım etti diye övünüp, kendi kültürümüzü yaşatacağımıza onların peşinden gidiyoruz. Silkelenip kendimize gelmemi lazım. Türk kültürünü Londrada biz yaşatıyoruz.

Menümüzde sadece Japon balığı vardır, onun da Japon balığı olduğu belirtilir. Fransızların peşinden gittiğimiz için kendi kültürümüz, değerimiz aşağlanıyor, mahvoluyor. Bizde insanlık, ayıp, haram vardır. Yemeği de, servisi de insani yapıyoruz. Biz candan servis yaparız, onlar yandan servis yapar. Eğer onlara özenirsek durumumuz çok kötü. Şimdi bir de İtalyan özentileri çıktı. Teyzemin yaptığı makarnayı, İtalyan makarnası diye; peynirli pidemizi de pizza diye sunuyorlar. Kendi özümüze, kültürümüze sahip çıkmalıyız. Türk kültürünü yurtdışında insanlara tanıtmak başka şekilde mümkün değildir. Televizyon, araba üretirsin hiçbirinde Türk kültürü yoktur. Türkiye’nin güzelliklerini devlettin anlatmasını beklememek doğru değil. Yurt dışında yaşayan Türkler devletten bir şey beklememeli, kendileri yapmalı her şeyi. Türk’ünde centilmeni vardır. Türk’ün centilmeni buraya gelip devleti dolandırmaz. Yurt dışındayken Türkiye’yi yüceltmek şarttır. Türkiye yücelince seni de yukarı çeker o. Türkiye’nin itibarı olursa senin de itibarın olur. Türkiye’nin itibarı olmazsa burdaki vatandaşında itibarı olmaz. Sadece askerlik yapmak ile vatana olan hizmet bitmez. Yurt dışındaysan her gün askersin. Yurt dışında olduğun zaman yurdu çok fazla sevmek gerek. Bir ucundan bir ucuna ayrım yapmadan sevmek gerekiyor. Din, dil, ırk, mezhep ne olursa olsun hepsi Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bende burada Türkiye Cumhuriyeti’nin itibarını arttırmak için çaba gösteriyorum. Tüm gençler dünyaya açılmalı, onlara öğretmekte benim görevimdir….

 

18/05/2015, Hüseyin Özer, Binfikir Gazatesi Ekim 2014 sayısı köşe yazısı

Binfikir – Yemeklerin de modası vardır.

Yemeklerin de modası vardır.

18.05.2015

Hüseyin Özer

Yurt dışında Türk kültürü ancak lokantacılıkla temsil edilir.  Biz yurt dışında Türk yemeğini geliştirdik. Bizim lokantalarımız yüzde yüz Türk lokantasıdır. Türkiye’dekiler bizim gerimizde kaldılar. Dünyada Michelin Guide bizi tavsiye ediyor ve kendileri de bizim lokantalarımızda yemek yemeği seçiyor. Londra’nın göbeğinde, en iyi lokantaların olduğu yerlerdeyiz. Menümüzde sadece japon balığı var, onu da kendim çok sevdiğim için ve misafirlerime ikram etmek için menüye koydum. Menüde Japon usulü yapılıyor diye belirtilmiştir.

Türk öğrenciler Oxford’a gider okumaya. Bizim Türk lokantamız da Oxford mezunu oldu. Türkiye’yi tüm dünyada çok iyi temsil edecek durumda. Biz medeni Türk lokantasıyız, en son moda! Harika mezelerimiz, balıklarımız, biftek ve piliç eti yemeklerimizi ve de tatlılarımızı Türk usulü yapıyoruz. Yemeklerimizde asla Fransız usulü soslar kullanmıyoruz. Yemeklerimizin hepsi lezzetli ve kaliteli hem de diyete uygundur. Biz bu işi ‘doktor’ gibi yapıyoruz, sizleri iyileştirmek için. Sizlere doğru ilaç vermek için uğraşıyoruz.

Medeni lokantacılık böyle olur. Yemeklerin de modası vardır. Biz hem geliştirdik hem de değiştirdik ama hiçbir zaman Türk kültüründen çıkmadık. Bizim koyun keşkeği ile balığı bile birleştirdim. Ne mutlu Türkiye’ye böyle bir lokantası var yurt dışında. İşte Türk markası diye ben buna derim. Bizim müşterilerimiz Türkiye’ye gidiyor, hayal kırıklığına uğrayıp dönüyorlar. İngiliz Restoran Cemiyeti Başkanı Türkiye’ye gitti, balık dışında yemek bulamadım dedi.

Türk kültürünü yaşatmak için lokantalarımızda Türk yemeklerinin yanı sıra, Türk dizaynı ve dekorunu da sergilemeliyiz. Böylece gelen misafirlerimiz gerçek bir Türk markası görürler. Malesef Avrupa’da çok sıkıntılı durumdayız. Türk lokantalarımız gece 12’den sonra açılıyor. Yabancılar sarhoş yemeği diye dalga geçiyor. Türkiye kültürü burada ayaklar altında. Bu durumdan Türkiye’dekilerin haberi yok. Bu lokantalarla namımız, şanımız da kayboldu.

Türk kültürünü yurt dışında iyi temsil etmemiz için yemek ne kadar önemliyse serviste o kadar önemlidir. Kültürümüzde misafirperverlik çok önemlidir. Müşterisine en iyi şekilde bakan insan, en şerefli adamdır. Müşterisini evindeki misafiri gibi ağırlamalıdır. Misafirperverliğin olduğu lokanta güzel lokantadır. Sıcak servis ve misafirperverlik çok değerlidir, parayla satın alınamaz. O da biz de vardır.

Herkes para için her şeyini verir, ben de vatanım için her şeyimi veririm. Türkiye benim annem, babamdır. Benim yaptığım iş tüm Türkiye’yi temsil eder. Lokantacılık tam olarak Türk kültürünü sergilemek için örnektir; insanıyla, servisiyle, anlayışıyla, dekoru, dizaynı, müziği ile komple bir kültür vardır burada. Restoranın olsa canın sıkılmaz, herkes seni görmeye geliyor. Zengin olursan boş boş dolaşır, durursun. Zenginlik yalnızlıktır, başa beladır! Ben Türk kültürünü tüm dünyaya tanıtan insan olmak istiyorum. Ne politikacı, ne fabrikatör olmak istiyorum. Londra’da Turizm bürosu gibi çalışıyoruz. Türklükle, kültürümüzle ilgili ne varsa lokantalarımızda mevcuttur. Aklınıza gelecek her şey…Memleketimizin kültürünü yemeğimizle ve servisimizle burada yaşatıyoruz. Biz burada restoranlarımızı şerefli bir aile yuvası gibi işletiyoruz. Tüm evlatlarımızla Türk kültürünü; yemeğini ve servisini bu şekilde temsil etmeye devam edeceğiz. Şerefli adam yemeğini güzel yapar, servisini de candan, yürekten yapar! Allah bana Türk kültürünü temsil etmek görevini vermiş. Ben de bu görevi ölünceye kadar omuzlarımda taşıyacağım.

Tüm gençlere tavsiyem, doğru, dürüst adam olsunlar. Türk yemeğini, kültürünü öğrensinler ve yapsınlar. Türkiye Cumhuriyeti’ne sahip çıksınlar! Bir ülkenin yemeği ucuz olunca, kültürü de ucuzluyor. Çok acı bir durum.

Yürekten sevgi ve saygılarımla,

18/05/2015, Hüseyin Özer, Binfikir Gazatesi Kasım 2014 sayısı köşe yazısı