Binfikir – Krizlerde lokanta nasıl çalıştırılır?

01.03.2011

Hüseyin Özer

Krizlerde yatırımcıların ekonomiyi takip etmesi gerekiyor, her ticaret adamı gibi. İnsanlar ne kadar para harcayacaksa lokanta sahiplerinin de ona göre menü yapmaları gerekiyor. Restoranların krizden önceki döneme göre daha kalabalık olması gerekiyor. Krizden önce ona göre menü yapılmalı ki insanlar nereye gideceklerini bilmeliler.

Ezberledikleri fiyatı, yemeği bilsinler. Bazı şeyleri bilerek satmak gerek. Kriz döneminde yönetimi iyi bilirseniz krizde büyük bir kalabalık yaratırsınız. Krize göre menüyü iyi ayarlarsanız, yeni yerler açma şansınız olur. Çünkü o zaman elinizde paranız da olur. Restoranlar dolu iken kriz menüsünü çıkartmak gerekir. Restoran boşalınca kriz menüsünü çıkartmanın bir faydası olmaz.

Gelen müşterilere misafir gibi bakmanız lazım, evde baktığınız gibi. Evdeki misafirler para verirse hürmeti, saygıyı görmez. Biz yemeği bedava yedirdiğimiz insanlara saygı gösteririz. Para verirse saygı göstermeyiz. Ne acı değil mi?

Uyanık Türk milletinin uyanıklığı gözümden yok oldu. Kişilik sahibi insanlar,

memleketini, kendisini sevip sayan insanlar bunu yapmalı. Para, para, para dememeli. Memleketi de düşünmeli ki sayılsın, sevilsin. Daha önce vergi verin diyordum, simdi de müşterilerinize iyi bakın diyorum.

Biz kendi yemeklerimizi kendimiz seviyoruz; müşteriler sevmeyince de onlar anlamıyor diyoruz. Dekorlarımız da, yemeklerimiz de hitap etmiyor onlara. Bizden hizmet almaları için hemşerimiz, köylümüz olmaları gerekiyor. Öyle olduğu zaman degerli oluyor onlar. Müşterinin hiç değeri olmuyor.

Ne olur yalvarıyorum size, gelen yabancı müşteriye de köylümüze davrandığınız gibi davranın, sevip sayın. Hem kişilik sahibi olacaksınız, hem

krizden etkilenmeyeceksiniz, hem de memleketi sevip sayacaksınız.

Hepinize iyi ev sahipliği diliyorum. Türk devletinin de vatandaşlarımıza bunu öğretmesi gerekir.

 

01/03/2011, Hüseyin Özer – Binfikir Gazetesi Ocak 2011 sayısında yayınlanmıştır.

Advertisements

Binfikir – Dünya’da ilk defa!

25.03.2011

Hüseyin Özer

Sevgili Binfikir Gazetesi okuyucuları,

Size bir müjdem var. Middlesex Üniversitesi dekanı ve de bir hocası açılışımızda dünyada ilk defa böyle bir şeyin olduğunu söylediler. Middlesex Üniversitesi ile ortaklaşa restorancı lider yetiştiriyoruz. Biz birçok lider yetiştirdik daha önce. Zengin oldular, lokantacı oldular, büyük firmaların

yöneticisi olarak çalıştılar ve ‘iyi ki Sofra’da çalışmışım’ diyen arkadaşlarım da var. Bazen de Business Class’ta oturduğumda siz beni tanımazsınız

ama ben sizin eski çalışanlarınızdanım diyorlar.

Açılış haberimizi zaten okumuşsunuzdur. Kendimden bahsettiğimi düşünmeyin. Yapacağımız işten bahsediyorum. Kursa gitmek istiyorsanız, bu bilgilerden faydalanmak istiyorsanız Middlesex Üniversitesi ve Sofra grubunun gerçekleştirdiği kursa katılmalısınız. Dünya’da ilk defa böyle bir sey yapılacak. Bize benzer bir müessese olmamış ki böyle insan yetiştirsin. Şu anda önceden bizimle çalışan kişilerden 20 tanesi milyoner. 60 kişiye de lokantacılık öğrettik. Bu bir belgedir. Üniversite de bunun farkında olup bizimle çalışmak istedi. Biz sadece lokantacı yetiştirmiyoruz; vatana millete hayırlı iş yapıyoruz.

Bizim Türk şarabımız içilecek, Türk yemeğimiz yenilecek. Türk olarak daha çok tanınacağız. Dünyanın her yerinden gelen maillerde, bu işle ilgilenen kişiler restoranlarımızı kendi ülkelerindeaçmak istediklerini belirtiyorlar. Biz hem yemek veriyoruz, hem de para veriyoruz. Eski bir çalışanımız güzellik salonu açtı. Nasıl yapılacağını gösterdim, destek olduk. Açılısını da bana yaptırdı. Ona da başarılar diliyorum. Allah bize güzel şeyler nasip etti, içimden gelen bu oldu. Vatan, millet, insanlık için güzel şeyler yapıyoruz. Bizim yemeklerimizden yapıp yiyenlerden bazı mesajlar alıyoruz. Bir izleyici sizin yemeklerinizden yediğimden beri ben 8 kg verdim; nişanlım da 5 kg verdi diye yazdı. Web sayfamız da vardır. Aç kalmadan kilo veriyor bizim yemeklerimizi yiyenler. Bu bilgileri sizlerle paylaşacağız, karşılık

beklemeden.
25/03/2011, Hüseyin Özer – Binfikir Gazetesi Şubat 2011 sayısında yayınlanmıştır.

Not: Bizim yazımızı okuyan bir okuyucumuz da çok sağ olsun bize bir mail gönderdi ve Belçika’ya davet etti. Tuba hanımefendinin restoranını inşallah ziyaret edersiniz. Kendisi güzel yasamayı, sağlıklı yemek yemeyi seviyor. Lokantasının adını mailde yazmamış. Belçika’da hangi bölgede bulunduğunu malesef bilmiyorum ama belli ki bu işe meraklı. Bu da bize yazılan mail adresi(tanrikulu.tuba@hotmail.com). Inşallah kendisinden restoranının adresini alıp yemeğe gidebilirsiniz.

Binfikir – “Neden Brüksel’de böyle bir yer yok?”

06.05.2011

Hüseyin Özer

Devletin yapmadığı bir şey var. O da restorancılara yardımcı olup dünyaya Türk kültürünü sunmaktır.

Brüksel’den TUSIAD’ın Uluslararası Koordinatörü geldi. Bizim restorantta kahvaltı yaptık. ‘Çok güzeldi, neden Brüksel’de böyle olmadı’ dedi. Brüksel’de Türk lokantaları köşe lokantaları oluyor. Devlet işadamlarımıza çok güzel yardımlarda bulunuyor. Onlar da gelişiyor. Saygı duyuyoruz. Lokantacıların kendisi, yemeği beğenilmiyor. Beğenilmesi için ne yapıyor devlet. Ticaret Ataşemiz “yurt dışında iş açan insanların kirasına yardım ediyoruz” dedi. Türkiye ile Türk işadamları ile gurur duyduk. Son sekiz seneki gelişmelerle

gurur duyduk. Sayın Büyükelçimizin konuşması ile de gurur duyduk, Sayın Başkonsolosumuzun ve Sayın Ticaret Ataşemizin konuşması ile gurur duyduğumuz gibi. Memleketi ile gurur duyan yetkililerimiz var artık İngiltere’de; çok şükür

Allah’a. Fakat bu işadamlarımızın gideceği, misafirlerini ağırlayacağı, hatta devletimizin yöneticilerinin gideceği yerleri bulamıyorlar. İki sene önce bilhassa söylenmişti bana toplantıda buluştuğumuz zaman. Simdi de Bahadır Kaleağası Bey önceki gün bana aynı şeyi söyledi. Orada bir Türk lokantamız yok, misafirlerimizi ağırlayamıyoruz dedi.

Bunlar doğru şikâyetler. Yıllardan beri duyuyorum. Hatta Van Belediye

Başkanımız bize haber gönderdi. Van’a bir Sofra Restorantı açın diye. O zaman Özer Restoran açılmamıştı. Buna benzer başka bakanlarımız ile görüştüğümüz zaman da güzel lokanta istediklerini anlıyoruz. Biz Ankara’da Bilkent Otel’de lokanta açtık. Büyük işadamlarının, devlet büyüklerinin yurt dışından gelen misafirlerini ağırladıkları, yemeklerini paylaştıkları yer oldu. Öğretim görevlileri de yabancı misafirlerini orada ağırladılar. Simdi de Allah lütufkar davrandı ve Middlesex Üniversite’si bize geldi, buldu. Siz çok eleman

yetiştiriyorsunuz, sizden ayrılanlar başarılı oluyorlar, siz bu işi nasıl yapıyorsunuz, Londra’da sadece kebapçı vardı, şimdi sizin gibi lokantalar dünyanın her yerinde çoğalıyorlar. Bizim menümüzü, terbiyemizi,

davranışımızı görmüşler ve ortaklık teklif ettiler. Ben de kabul ettim. Simdi biz lokantacı yetiştireceğiz. Hedefimiz odur. Bizim gibi yapsınlar; sadece biz

olmayalım Londra’da, bizim gibi yemek yapanlar gelişsin istiyoruz. Dünya’ya da bunu sunacağız. Devlet bu ise nasıl bakıyor? Umarım sevinirler. Ilk

kursumuz 28 Şubat’ta başladı. Sonbaharda da akademi olacağız. Devletimiz ve Türk işadamlarımız adına lokantacı yetiştirme görevini Allah bana vermiş oldu. Bunu siz okuyucularım ile paylaşmak istedim. Umarım bunu doğru kişiler de okur. Türkiye’nin reklamı yapılıyor. Turizme de katkımız oluyor. Ingilizler yemeklerimizi yiyip Türkiye’ye gidiyorlar. Michelin Guide’in seçtiği en iyi Türk lokantasıyız. Middlesex ile bu işi yapan tek müessese de biziz. Dekanın ağzından dünyada ilk olduğu çıktı. Hocalar bize gelip ders verecekler, biz üniversiteye gitmeyeceğiz. Bizden çıkanlar tüccar da, bankacı da, diplomat da olacaklar.

 

Not: Üniversite bu işten para alıyor. Biz vakıfız, ücret almıyoruz. Dünya insanına ayrım yapmadan kültürümüzü öğretiyoruz. İş, yemek ve maaş veriyoruz. Görevine göre maaş alıyorlar ve ileride restoran açacak düzeye geliyorlar.

 

06/05/2011, Hüseyin Özer (Binfikir Gazetesi Mart 2011 sayısı köşe yazısı)

Binfikir – Özer Akademi, ‘Yemek yapma sanatı’nı öğretecek

05.08.2011

Bu sonbaharda Özer Akademi kuruluyor. Dünya’da ilk olan bu eğitimi Middlesex Üniversitesi ile birlikte yapıyoruz. Restorancı yetistireceğiz Sofra usulü. Bunlar restoran, bistro ve kafeterya olarak üç türde yetişecekler. Şu anda sonbahar için bütün dünyadan müracaatları, kayıtları alıyoruz. “Hangi milletten olursan ol gel” diyoruz, Mevlana’nın dediği gibi. Kim olursan gel uslubundan yapıyoruz. Böylece memleketimizin kültürünü herkese öğreteceğiz.

Nasıl İtalyanlar İtalyan, Fransızlar Fransız, İngilizler İngiliz restorancılığını öğretiyorsa biz de kendi yemeğimizi öğreteceğiz ve diplomalı restorantcılar yetistireceğiz. Bizimle çalışıp ayrılan 50 restorancı bulunuyor. Hepsi milyoner. Bizden mezun olunca mesleği yapanlar para koyuyorlar. Mevcut milyonerler şimdiye kadar böyle çıktılar. Bu defa diplomalı olacaklar ve çalışırken maaş alacaklar. Middlesex Üniversitesi parasını alıyor ama biz vakıf olduğumuz için bir şey almıyoruz. Böylece iş daha kolay oluyor.

Kursa katılan öğrencilere yemek ve maaş veriyoruz. Bugün köşemde bunu duyurmak ihtiyacı duydum. Biz de diyoruz ki kim olursan ol gel, biz öğretiyoruz. Kursumuz ile ilgili bilgiler yakında web sayfamızda (www.huseyinozer.com) yayınlanacak.  İlgilenenler web sitemizden takip edebilirler. Kim olursan ol gel, biz öğretiyoruz diyoruz. Üç aylık bir deneme yaptık Middlesex Üniversitesi ile ve başarılı geçti. şimdi akademi olmaya üniversite karar verdi. Dünyada bir ilki gerçeklestiriyoruz. Doğrudan doğruya restorantcı yetiştiriyoruz. Restorantcılıkla ilgili her şeyi öğretiyoruz. Hem mutfak, hem de salonu öğretiyoruz. Biz hepsini birden yetiştiriyoruz. Bizden ayrılanlar milyoner oldu şimdi çalışanlar da milyoner olma yolunda. 50 kadar sterlin milyoneri mevcuttur. Türk sadece kebap yapmaz. Lezzetli, saglıklı, orta sınıfın yiyecegi yemek yapılır. Tekniğini öğretiyoruz. İnşallah devletimiz de buna bizimle beraber sahip çıkar.

05/08/2011,  Hüseyin Özer, Binfikir Gazetesi Mayıs 2011 sayısı köşe yazısı

Binfikir – Turizm Bakanlığı bu işe sarılmalıdır

03.08.2011

Memleketimizle, iş adamlarımızla siyasetimizle, dışişlerimizle gurur duyuyoruz. Sarkozy, yaptığını, sakız çiğnemek gibi kolay sanıp Libya’ya giriyor. Oy kapayım darken, oy kaybediyor. Bizim memleketimiz de övünülecek şeylerle övünülecegi bilinir. Kızılacak şeylere de kızmasını biliriz. Geçen akşam Zafer Çağlayan’ı dinledim. Yurtdışı, yurtiçi Ticaret Bakanlığı kuruluyor. Zafer Cağlayan’ın konusmasında duydum. Öyle olunca kocaman bir Türkiye çıkıyor ortaya ve de kocaman bir sektör. Biz de şimdi lokantacılar yetiştiriyoruz. “Kim olursan ol, gel” diyoruz, Mevlana usulü. ‘Sofra’ usulü lokantalar açılınca tutuyor. Bizden ayrılan kişiler milyoner oldular. Bunlardan elli tanesini bulduk. Lütufkar Allah bize üniversite olmayı da nasip etti. Restorancı olmak isteyen tüm insanlara restorantcılığı ögretmek istiyoruz. Memleketimizin kültürünü dünyaya yaymalıyız. Yemeklerimizi yiyenler, misafirperverliğimizi görenler ülkemize gelecektir. Dolayısıyla Turizm Bakanlığı’nın bu işe sarılmasını bekliyoruz. Turizm Bakanlığı’na bir dilekçedir bu.

Bolu’lu şefler Fransız yemekleri yapıyorlar. Biz Türk yemeğini modernleştirip Londra’nın göbeğinde satıyoruz. Kendimizden bahsetmeyeceğiz, isteyenler araştırıp bulabilirler. Burası vakıftır. Middlesex Üniversitesi de başarımımızı görüp bize destek oldu. Bu da dünyada ilk defa oluyormuş. Üniversite Dekanı’nın izzat kendi ifadeleridir bunlar. Biz Middlesex Üniversitesi’ne gitmiyoruz, onlar ders vermek icin bize geliyorlar.

03/08/2011, Hüseyin Özer – Binfikir Gazetesi Nisan 2011 sayısında yayınlanmıştır.

Binfikir – ‘Yemekler Yarışıyor’ programı, ‘Özer Akademi’ ve dönerin imajımıza etkisi!

26.08.2011

Bu ayki yazımda sizlere 3 konudan kısaca bahsedeceğim. Jüri üyesi olduğum “Yemekler Yarışıyor” programı, restorancı yetiştirdiğimiz Özer Akademi ve dönerinimajımız üzerindeki etkisini kısaca ele almak istiyorum.İnşallah yurt dışında restorancılığın değeri anlaşılacaktır.

Her fırsatta anlatmaya çalışıyoruz. ATV Avrupa için yemek programı yapıyoruz. Yemekler Yarışıyor” programında jürilik yapıyoruz. Habire başarılı şef olmaya çalışıyoruz. Ev hanımları ile aşçılar yarışıyorlar. Londra’da yapıyoruz programı. İnşallah Avrupa’dan da gelirler. Avrupa’dan da izliyorlar. İnşallah bu vesile ile “Yemekler Yarışıyor” proggramına katılırlar.

Programı iki yıldır Yasemin Bakan yapıyor. Çok da başarılı gidiyor. İnşallah Almanya’dan yarışmacılar gelir. Almanya’ya yönelik yaparız. Dolayısıyla bütün Avrupa’dan gelirler. Program yeni yemeklerin çıkmasına vesile oluyor. Yabancılar da katılıyorlar. Dolayısıyla yabancılar da seyrediyorlar. ısveç, Polonya ve Slovakya’dan da katılanlar var. İnşallah talep üzerine bütün Avrupa’da yayınlanacaktır. En çok da Almanya’da seyrediliyor. Bütün mailler Avrupa’dan geliyor.

Restorancılığı, Özer Akademi ile de anlatacağız. Üç ay deneme yaptık ve başarılı geçti. Dünya çapında geçerli olan diploma ile işadamı, girişimci yetiştiriyoruz. Şimdi de bir yıllık lisans ve lisansüstü düzeyinde eğitim vermek için Middlesex Üniversitesi ve Westminster Üniversitesi ile görüşme halindeyiz. Restorancı olmak isteyenlere bu işi öğretiyoruz. Türk yetkilileri ile bir araya gelindi ve Özer Akademi resmileşti. İnşallah çok güzel restorancılar yetiştireceğiz insanlık için. Sadece kebabçı olduğumuz sanılmayacak. Önceden konuştuğumuz yabancı arkadaslarımızın kebabçı denilince akıllarına Türkler geliyor. Maalesef bu da iyi bir çağrışım yapmıyor. Bütün gün sokak aralarında satılan kebap kaldığı zaman kokuyor, bozuluyor. Bizim bildiğimiz döner kebap öğle saati için yapılır ve biter. Bunun böyle olduğunu bilmiyor insanlar, bunu para için yapıyorlar. İnşallah devletimiz de destek olur ve dönerin iyi bir nimet olduğu anlaşılır. Ben bunu kendim başlattım.

Yurt dışındaki Türklerin intibası için çok önemli. Bu konuya el atacak meraklıları bekliyoruz. Sade vatandaşolarak ben hazırım. Benim gibi hazır olan vatandaşları da tanıyorum. İdeal, kaliteli yemek yapmak gerekiyor. 

26/08/2011, Hüseyin Özer, Binfikir Gazetesi Haziran 2011 sayısı köşe yazısı

Binfikir – Neden Türkiye’de yemekler lezzetli değil.

18.11.2011

Hüseyin Özer

Neden Türkiye’ de yemekler lezzetli değil ve Avrupa ya  da yabancı markalar sürekli yeni restoran ve işletmeler açıp Türk markalardan çok daha başarılı oluyor?

Ya da neden hadi bir lokantaya gidelim denilince hemen bu markalar tercih edilip, Türk markalar bir kenara itiliyor?

Bunun iyi bir şekilde araştırılması gerekmez mi?

Kültürümüz daha iyi yayılmaz mı?

Daha sonra da restorancılar Türk yemekleri sadece kebaptan ibaret değil ya da tatlılarımız sadece bol şekerli, şerbetli değil, bizi yanlış tanıyorsunuz diye sesimizi yükseltiyoruz.

Türkiye’den gurme arkadaşlar geliyor ve kıyıda köşede kalmış bir yerden balık yada değişik bir şeyler bulup bunların üzerine yazıyorlar.

Acaba Avrupa standartlarına neden gelemiyoruz?

Türk mutfağının adı dünya sıralamasında “0” bile değil “-“ değerde. Mutfağımızı sadece kebaptan ibaret sanıyorlar.

Tüm lokantacılar, meslektaşlar bir çözüm arayışına gitmeliyiz. Her şeyi Devlet’ten de beklememeliyiz, Devlet’i bize yardıma zorlamalıyız. Sadece kendi beğendiğimiz yemekleri ortaya sunuyoruz ve Türk yemeğinden daha iyi yemek yoktur diyoruz.

Türk yemekleri Avrupa’da altın madalya alıyor ve biz de övünüyoruz. Fakat biliyor muyuz ki bu ödüller sadece yemek başına alınmış şeyler ve malesef geneli kapsamıyor.  Kamuoyu bu konuda daha iyi bilgilendirilmeli.

Gurmeler, Aşçılar, bu işin uzmanları bir araya gelmeli ve Türkiye Cumhuriyeti Turizm Bakanlığı’nın da desteğiyle bu işin üzerinde durmalı bence.

Sevgilerimle

18/11/2011, Hüseyin Özer, Binfikir Gaztesi Eylül 2011 sayısı köşe yazısı